HomeEditörden

Ahlak Bulaşmaz Fakat Ahlaksızlık Bulaşıcıdır

Yapışkanlık Etkisi ve İbretlik Bir Hikaye
Asgari Ücret Artışlarının Ekonomiye Etkisi
Temettü Emekliliği

Türkiye’de ekonomiyi konuşurken genellikle rakamlarla başlarız; faiz oranları, enflasyon, kur dalgalanmaları… Ama bir türlü konuşmayı pek sevmediğimiz, oysa ekonominin görünmez mimarı olan bir kavram var: ahlak. Ekonomi ders kitaplarında bulamayacağınız ama ekonominin damarlarında dolaşan, finans piyasalarının güvenini ayakta tutan, toplumların refahını belirleyen o sessiz güç. Bunun yanında ne yazık ki, tıpkı bir virüs gibi yayılabilen bir kavram daha var: ahlaksızlık.

Türkiye’de finansal tartışmalar genellikle “faiz” etrafında dönüyor. Ama asıl soru şu: Faiz oranı mı ekonomiyi bozar, yoksa ahlaki erozyon mu? Faiz bir sonuçtur; neden değil. Bir ülkede kurallar kişiye göre değişiyorsa, liyakat yerine sadakat öne çıkıyorsa, fırsat eşitliği yerini fırsat kollamaya bırakıyorsa, orada faiz ne olursa olsun ekonomi tökezler. Çünkü sermaye, güveni sever; belirsizliği, keyfiliği ve çifte standardı sevmez.

Ahlak bulaşmaz derler, çünkü ahlak bireyin kendi iç disipliniyle başlar. Kimse size zorla ahlaklı olmayı öğretemez. Kitaplarla, seminerlerle, yasalarla sınırlı bir yere kadar gidilir. Ahlak, en çok “kimse görmüyorken ne yaptığınız”la ilgilidir. O nedenle bireyseldir, içseldir; dışarıdan dayatılan bir sistem değil, içeriden büyüyen bir tercihtir.

Ahlak ile ekonomi arasındaki bağ; vergi adaletinden bankacılık denetimine, kamu ihalelerinden şirket yönetimlerine kadar geniş bir alanı kapsar. Bir ülkede kural herkes için aynıysa, hukukun alanı netse, istisnalar azalıyorsa, yatırımcı da tüketici de geleceğe güvenle bakar. Bu güven, Merkez Bankası’nın yayınlayacağı en güçlü metinden bile daha etkilidir.

Ama ahlaksızlık?
İşte o bulaşır. Hem de tahmin edilenden çok daha hızlı. Bir kurumda, bir sektörde ya da bir ülkede birkaç kişinin etik dışı davranışı kısa sürede “norm”a dönüşebilir. “Herkes böyle yapıyor” cümlesi, ekonominin çöküş hikâyelerinin en masum başlangıcıdır. Çünkü ahlaksızlık normalleştiğinde, güven çöker. Güven çökünce finans piyasası donar. Fon akışı yavaşlar. Tasarruflar dışarı kaçar. Ve geriye, rakamlarla açıklanamayan bir ekonomik tablo kalır.

Türkiye ekonomi tarihinde bunun örneklerini defalarca gördük. Ahlaki zemin zayıfladığında, sadece piyasa değil toplumun en temel taşı olan “adil rekabet” anlayışı da kırılır. Oysa ahlaki standartların güçlü olduğu bir ekonomik düzen, faizi de enflasyonu da uzun vadede aşağı çeker. Çünkü riskin azaldığı yerde maliyet de azalır. Bu, ekonominin en basit ama en unutulan gerçeklerinden biridir.

Bugün Türkiye’nin ekonomik sorunlarına baktığımızda, teknik çözümler kadar kültürel bir dönüşüm ihtiyacı da görüyoruz. Vergi adaletinden kamu ihalelerine, şirket yönetiminden bireysel finans alışkanlıklarına kadar geniş bir alanda ahlaki standartların yükselmesi şart. Çünkü ekonomik başarı sadece doğru politikalarla değil, doğru davranışlarla mümkün olur.

Güvenin yüksek olduğu bir ülkede faiz oranları otomatik olarak düşer. Çünkü risk daha düşüktür. Tasarruflar içeride kalır, yatırımlar artar. Bağımsız kurumlar güçlü olduğunda, piyasa aktörleri kendini güvende hisseder. Ahlaklı bir ekonomik düzen, yatırımcının da vatandaşın da geleceğe daha net bakmasını imkan tanır.

Sonuç olarak, ahlakın kişisel bir mesele olduğu doğru, ama ahlaksızlığın toplumsal bir etki yarattığı daha büyük bir gerçektir. Ekonomiyi faizle değil, ahlakla başlatmak gerekir. Çünkü ahlak bulaşmaz; ama ahlaksızlık bulaştığında, sadece toplumsal düzeni değil, ekonominin temelini de sarsar.

Türkiye’nin ihtiyacı, rakamlardan önce bu soruyu sormaktır:
Ekonomiyi ahlaklı bir zemine oturtabilir miyiz?
Eğer cevabımız evet olursa, faiz de düşer, enflasyon da; çünkü güvenin olduğu yerde ekonomi nefes almaya başlar.