Elektrik Dünyası Dergisi
E Bülten Aboneliği
E-Posta
Ad / Soyad
Ana Sayfa » Röportaj
RöportajFerdi ERDOĞAN: ‘İnşaat Malzemeleri Sanayisi, Türkiye'nin En Yüksek Katma Değerini Üreten Sektörlerindendir’
Kategori : Röportaj
Ekleyen : Administrator
Tarih : 2019-01-29 15:45:54


Geri Dön
Ferdi ERDOĞAN: ‘İnşaat Malzemeleri Sanayisi, Türkiye'nin En Yüksek Katma Değerini Üreten Sektörlerindendir’

Kurulduğu 1984 yılından bu yana inşaat sanayisini yurt içi ve yurt dışında temsil eden bir sivil toplum örgütü olan Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği’nin Yönetim Kurulum Başkanı Ferdi ERDOĞAN ile İnşaat malzemeleri sektörünü konuştuk.

 

2018 yılını sektörünüz açısından değerlendirip 2019 yılı ile ilgili beklentilerinizi öğrenebilir miyiz?

Türkiye ekonomisi 2018 yılı üçüncü çeyreğinde yüzde 1,6 büyüdü. Bu yılın birinci ve ikinci çeyreğindeki büyümeler yüzde 7,2 ve 5,3 olarak revize edildi. Böylece yılın ilk 9 ayında ekonomi yüzde 4,7 büyüdü. Geçen yıl ilk 9 ayda bu büyüme oranı, 7,4 olarak gerçekleşmişti. İnşaat sektöründe büyüme üçüncü çeyrekte tersine döndü ve yüzde 5,3 küçüldü. Yılın ilk ve ikinci çeyreğinde büyümeler yüzde 6,7 ve 1,0 olarak revize edildi. Yani yılın ilk 9 ayında inşaat sektörü yüzde 0,8 büyüdü. 2017 yılı ilk 9 ayında ise inşaat sektörü yüzde 9,7 büyümüştü. Sektörde durgunluk yaşandığı, banka kredilerinin kısıldığı ve faiz maliyetinin arttığı bir dönemde, bu küçülmeyi aslında normal karşılamak gerekiyor.

Toplam inşaat harcamaları 2018 yılı ilk 9 ayında 481,2 milyar TL olarak gerçekleşti. İnşaat harcamaları ilk 9 ayda cari fiyatlarla yüzde 23,3 arttı. İnşaat malzemeleri iç pazarı ise ilk 9 ayda 312,8 milyar TL büyüklüğe ulaştı. Geçen senenin ilk 9 ayında 253,7 milyar TL iç pazar büyüklüğüne göre inşaat malzemeleri iç pazarı yüzde 23,3 büyüdü.  İnşaat sektörü 2018 yılının ikinci çeyrek döneminden itibaren önce talep yetersizliği ile karşılaştı. Ardından yükselen maliyetler ve enflasyon ile artan döviz kurları ve faizler sonucu mali açıdan sıkışıklık başladı. İnşaat sektöründe mevcut işler azalırken, yeni alınan inşaat siparişlerinde de gerileme yaşandı. Hem konut hem de konut dışı binalar için alınan yapı ruhsatlarında düşüşün devam ettiği görülüyor.

İnşaat sektöründe yeni finansman modellerinin uygulanması hedefleniyor. İnşaat sektörünü mali açıdan rahatlatacak finansman modelleri inşaat malzemeleri sanayisi için de önem taşıyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu, kentleşme ve genç nüfusumuzun oranı geleceğe yönelik umutlarımızı artırıyor. Özellikle sektörümüzün gelişimini sağlayacak önemli faktörlerden birinin, çevre ülkelerin altyapılarının yeniden inşa edilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Sektörün yaptığı yatırımların sürdürülebilir olması ve teknolojik gelişmelere uyum sağlama çabalarımız da motivasyonu yükseltiyor.

İçinde bulunduğumuz süreçte, yapısal reformla istikrarlı bir ekonomi programının sürdürülmesi, iç ve dış politikada kararlı duruş, ihracatın teşvik edilmesi gibi faktörler, tüm sektörleri ve milli ekonomimizi olumlu etkileyecektir. Ar-Ge çalışmaları ile katma değer sağlamak ve marka yatırımları ile ürünlerimize talebi artırmak ihracat pazarlarında büyümemizi hızlandıracaktır. Türkiye’nin potansiyeli ve güçlü altyapısı, özel sektörün deneyimli kadroları bu süreçten güçlenerek çıkacağımıza inancımızı artırıyor.. Ama ne yazık ki ülkemizde üretilen birçok ürün grubunda hala ithal ürünler tercih edilmekte. Dış Ticaret Endeks raporlarımız da gösteriyor ki ‘Made in Turkey algısı henüz iç pazarda hak ettiği değeri görememekte. İç pazarda da yerli malzemeye duyulacak güvenin artması şart. Mümkün olduğu kadar ihracatın arttığı ithalatın azaldığı bir dengeyi kurmaya çalışmalıyız. Günümüz global rekabet ortamında değişime ayak uydurabilenler ayakta kalıp pastadan payını alıyor. 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmeyi hedefleyen Türkiye’nin inşaat malzemesi sanayicileri olarak; Türkiye markasıyla öne çıkıp, ihracatımızı artıracağımıza ve çok daha güçlü konuma geleceğimize inanıyoruz.

 

2019 yılında hedef 22 milyar dolar ihracat

İnşaat malzemeleri sanayisi, Türkiye'nin en yüksek katma değerini üreten sektörlerindendir. Çünkü ağırlıklı taşa-toprağa dayalı, kendi maden yataklarımızdan elde edilen madenlerin işlendiği bir sektörü temsil ediyoruz. Otomotiv de dahil en yüksek katma değeri biz sağlıyoruz. İnşaat malzemesi sanayisi, 2017 sonu itibarıyla otomotiv, tekstil ve hazır giyimden sonra en yüksek ihracat yapan üçüncü sektör. Türkiye’nin toplam 115 milyon tonluk ihracatının neredeyse üçte birini, inşaat malzemeleri sanayisi gerçekleştiriyor.

2014'te 22,1 milyar dolara kadar yükselen ihracatımız, daha sonra gerileyerek 2016'da 16 milyar dolara düştü, geçen yıl ise tekrar yükselişe geçerek 17,3 miyar dolara ulaştı. 2018'in ilk 10 ayında ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 21 artarak 17 milyar dolar oldu. Dolayısıyla 2018 yılını 20 milyar doların üzerinde inşaat malzemesi ihracatıyla kapatacağımızı söyleyebiliriz. 2019 yılı hedefimiz ise en az 22 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmek olacak.

Yakın ve komşu pazarlardaki göreceli iyileşme ile AB pazarı, ihracat artışına katkı sağlıyor. Jeopolitik sorunlar nedeniyle küçüldüğümüz Irak, Rusya gibi pazarlarda tekrar işlerimiz normalleşmeye başladı. İç pazarda inşaat işlerimizin önceki yıllara göre yavaşlamasının ardından sanayicilerimiz çok çabuk hareket ederek ihracata yöneldi.

Türkiye, inşaat malzemelerinde en yüksek ihracatı ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Kanada gibi ülkelere yapıyor. Ülke olarak çok kaliteli üretim yapıyor, inşaat malzemelerinin birçok alanında dünyada liderliğimizi sürdürüyoruz. En yüksek ihracat yaptığımız ülkeler sanılanın aksine Avrupa ülkeleri... En yüksek ihracat yaptığımız ilk 20 ülkede 6 tane gelişmiş ülke var. Bu 6 ülke, ihracatımızın 5 milyar dolarını alırken, diğer 14 ülke ise 5 milyar dolarını alıyor. Yıl sonunda Türkiye'nin ulaşacağı toplam 170 milyar dolarlık ihracatın 20,5 milyar dolarını, 120 milyon ton dış satışın da 35 milyon tonunu inşaat malzemeleri sektörünün gerçekleştirmesini bekliyoruz. İhracat kilogram değeri biraz geriledi ve inşaat malzemeleri sanayisi ihracat birim fiyatı da 0,60 dolardan 0,54 dolara düştü. Kilogram ihracat değerinin artırılmasıyla bu alandan çok ciddi gelir elde edilebilecek.

 

Gelişen teknolojilere uyum sağlama, yenilik, verimlilik ve inovasyon başlıklarını nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye inşaat malzemesi sektörü doğayı, doğal malzemelerin davranışını imite ederek kendi malzemelerini yaratıyor. Bunu da büyümenin ve sürdürülebilirliğin itici gücü olan AR-GE ve inovasyon ile gerçekleştiriyor. Ama altını çizmek istediğim bir husus var; her derde deva ürün yapma kabiliyeti bir AR-GE marifeti değildir. Bir malzeme içine çok fazla özellik koymak da bir AR-GE faaliyeti değildir. Yani her derde deva malzeme yapalım derken hiçbir derde deva olamayan malzemeleri değil, bir fonksiyonu tam olarak yerine getiren ve dünyaya örnek olan malzemeleri üretmemiz, doğal malzemelerle mühendisliği ustaca birleştirmemiz gerekiyor.  

 

İnşaat sektörü ile ilgili yaşadığınız sorunlar neler ve bu sorunların çözümü noktasında önerileriniz nelerdir?

Türkiye inşaat malzemesi sanayisinin çatı örgütü olarak, sektörün önündeki bazı engellerin kaldırılmasıyla marka değeri ve ihracatın ciddi şekilde artacağına inanıyoruz. Sektörün iç ve dış pazarda güçlenerek büyümesi için, son gelişmelerin ışığında bazı önerilerimizi ve kamudan beklentilerimizi şöyle özetleyebiliriz;

 

İHRACAT: Türkiye’nin uyguladığı düşük gümrük vergilerine karşın, bazı ülkeler ürünlerimize yüksek vergiler uygulamakta, bazı ülkeler ise tarife dışı engel yaratmaktadır. Ürünlerimize tarife dışı engeller veya yüksek vergiler uygulayan ülkeler yakından takip edilmeli, müzakere edilmeli, gerektiğinde mütekabiliyet unsurları ve diğer karşı önlemler uygulanmalı.

FİNANS: Sanayicilerimizin, ihracat alacaklarını ticari ve politik risklere karşı güvence altına alan “ihracat kredi sigortası” Eximbank’ın önemli destekleri arasındadır. İhracat kredi sigortasının giderek genişlemesi ve destek miktarının artması olumlu karşılanmaktadır. İhracat kredi sigortasının AMEA (Asya, Orta Doğu, Afrika) bölgesindeki ülke limitlerinin ve alıcı limitlerinin artırılması ihracatçılarımızın özellikle yeni pazarlara güvenle açılabilmesine fayda sağlayacaktır.

LOJİSTİK: Gümrüklere ve limanlara demiryolu ulaşımının artırılması gerekmektedir. 50 bin fabrikanın yer aldığı 325 OSB’nin %99’unda demiryolu bağlantısı yoktur. Serbest Bölgelerin ise %83’ünde liman bağlantısı, %78’inde havayolu bağlantısı, %72’sinde  demiryolu bağlantısı bulunmamaktadır. Tüm taşıma hizmetlerinin birbiriyle uyumlu hale getirilmesi, demiryolu ağının genişletilmesi, üretim merkezi, ham madde alanları ve limanlar arasında demiryolu taşımacılığının geliştirilmesi ihracatımızın artmasında faydalı olacaktır.

MADENCİLİK: Madenler ve diğer yeraltı kaynakları, devletin hüküm ve tasarrufu altında, devletin onayı, bilgisi ve denetimiyle ve en önemlisi devlet adına işletiliyor. Devletin farklı kurumları bu izinlerin alınmasında ve uygulanmasında kendi birimleri ile karşı karşıya gelerek, aralarında yaşanan koordinasyonsuzluk sonucu birinin verdiği ruhsatı diğeri engelleyebilmekte ve ağır bürokratik süreç nedeniyle MADENCİLİK yapılamaz hale gelmektedir.

ENERJİ: Türkiye’nin ihracatta rakipleri gelişmiş Avrupa ülkeleri değil, gelişmekte olan diğer ülkelerdir. Gelişmekte olan ülkelerin birbirleriyle yaptıkları ticaretten daha önemlisi gelişmiş ülkelere yapılacak olan rekabetçi, sürdürülebilir, katma değeri yüksek ihracattır.

 

Eklemek istedikleriniz…

2019’da kentsel dönüşüme girecek ve girmeyecek öncelikli bölgeler belirlenmeli. Böylece güçlendirme ve yenileme işleri hızla artar, piyasaya canlanır.

Türkiye’de güçlendirme/yenileme çalışmalarının ihmal edildiğini ve Avrupa’ya göre geride kaldığımızı görüyoruz. Ülkemizdeki kentsel dönüşüm sürecinde, tek uygun çözüm olarak vurgulanan yıkım ve yeniden yapımın, global olarak güçlendirmenin/yenilemenin ekonomik veya mümkün olmadığı yerlerde tercih edildiği biliniyor. Hatta doğal kaynak tüketiminin azaltılması ve yıkım sonucu ortaya çıkan molozun doğada neden olduğu tahribat gerekçeleri ve sürdürülebilirlik kavramı doğrultusunda, Avrupa’da son yıllarda kabul gören eğilim, ekonomik olmasa da, teknik olarak mümkün olduğunda, yıkım-yeniden yapım yerine, güçlendirme/yenileme yaklaşımının benimsenmesi yönünde.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerden farklı olarak deprem kuşağında yer alan ülkemizde kentsel dönüşüm kanunu ile başlayan süreç büyük önem taşıyor. Bu sürecin sağlıklı bir şekilde ve hızlanarak devam etmesi, bir bina dönüşümü olarak görülmemesi, 20-30 yıl sonra tekrar dönüştürülecek yapılar değil, 100 yıllık yapılar inşa edilmesi gerekiyor. Ancak diğer yandan ülkemizde hangi binaların kentsel dönüşüme girip hangilerinin girmeyeceği belirlenmedi. Türkiye’de 10 sene önce yaklaşık 12 milyar dolar olan yenileme pazarı 2017 yılında 6 milyar dolar ile toplam inşaat pazarının %7’sine düştü. Oysa bu rakamın, yaklaşık %25 civarında olması gerekiyor. Her ne kadar deprem güvenliği ve enerji verimliliği konusunda alınması gereken önlemlerin yenileme pazarının önünü açması beklendiyse de, pazar gelişmeyip tam tersine geriledi. Deprem sonrası alınan kentsel dönüşüm kararı ile 20 milyon konutun 7 milyona yakınının yeniden yapılacağı ifade edildi. Son günlerde yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda bu rakamın 5 milyona indiği belirtildi.

Fakat kentsel dönüşüm kapsamına girebilecek öncelikli bölgeler net olarak belli olmadığından, birçok konut sahibi kendi konutunu da bu 7 milyonun içinde zannettiğinden, konutlarının yıkılacağı beklentisi ile mecbur olmadıkça yenilemekten kaçınıyor ve kentsel dönüşüm rüzgarıyla kendi binasının da yıkılıp yeniden yapılacağını hayal ederek kapısını çalacak ‘Beyaz atlı müteahhidini’ bekliyor. Oysa hem her bina yeniden yapılmayacak hem de müteahhitlerin her binayı yenileyip eski sahiplerine bedelsiz verebilecekleri bir planları yok. Uluslararası alanda ‘Deep Renovation’ denilen, ülkemizde de ‘Derin Yenileme’ olarak adlandırılan çalışmalar; bir yapının dış cephesinden iç makyajlanmasına, bacasından tesisatına kadar her unsurunun yenilenmesini kapsıyor. Dolayısıyla ‘güçlendirme’ çalışmaları; ‘Derin Yenileme’ gibi kapsamlı bir konunun, bir bölümünü oluşturuyor.

Burada yenileme kapsamı, sadece kozmetik yenileme değil ‘Derin Yenileme’ denen tesisat (elektrik, su vb.), ısıtma-soğutma, havalandırma sistemleri, yalıtım dahil cephe sistemleri, pencere-cam ve çatı-baca sistemleri gibi geniş bir alanı içeriyor. İnşaat sektörünün içinde bulunduğu mevcut durumun iyileştirilmesi için kentsel dönüşüm ile yenileme pazarının birbirinden ayrıştırılması gerekiyor. Türkiye İMSAD olarak konut sahiplerinin kendi konforları, sağlıkları ve enerji-su-atık giderlerini yönetmek için evlerini yenilemelerinin daha rasyonel olacağına inanıyoruz. Bunu da elimizden geldiğince her platformda dile getiriyoruz. Türkiye’de 30 bine yakın satış noktası var. Tahsilat ve nakit akışının doğru yönetilebilmesi adına yenileme pazarının tekrar canlanmasını istiyoruz. Bugün inşaat sektörünün içinde bulunduğu mevcut durumun iyileştirilmesi için kentsel dönüşüm pazarı ile yenileme pazarının birbirinden ayrıştırılması gerekiyor. Yenileme pazarına yönelik atılacak adımlarla, birçok sektör ve iş kolu hareket kazanırken, genç ve dinamik nüfusa sahip inşaat sektöründe istihdam alanında da önemli fırsatlar doğacaktır. Dolayısıyla, içinde bulunduğumuz dönemde yenileme pazarı sektöre can suyu olacaktır.  

 

Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği’nin Yönetim Kurulum Başkanı

Ferdi ERDOĞAN