Elektrik Dünyası Dergisi
E Bülten Aboneliği
E-Posta
Ad / Soyad
Ana Sayfa » Röportaj
RöportajHüseyin YEŞİL: ‘Elektrik Enerjisi Üretiminde  Dışa Bağımlılığı En Az Seviyeye Düşürecek Önlemler Alınmalıdır’
Kategori : Röportaj
Ekleyen : Administrator
Tarih : 2017-01-27 16:30:24


Geri Dön
Hüseyin YEŞİL: ‘Elektrik Enerjisi Üretiminde Dışa Bağımlılığı En Az Seviyeye Düşürecek Önlemler Alınmalıdır’

Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin YEŞİL ülkemiz elektrik ve enerji sektörü ile ilgili dergimize açıklamalarda bulundu.

 

2016 yılı sektörümüz açısından nasıl geçti. 2017 yılı ile ilgili beklentilerinizi öğrenebilir miyiz?

 

Mesleğin üye, toplum ve ülke yararlarına göre uygulanması ve geliştirilmesi amacına uygun olarak Elektrik Mühendisleri Odası;

 

Ø  2016 yılına göz attığında karşımıza ilk çıkan uygulama; kullanıcıları mağdur eden ve piyasayı denetimsiz bırakan elektrik tarifesidir. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından onaylanarak 1 Ocak 2016 tarihinde yürürlüğe giren ve halen uygulanan tarife tablolarında tarifeyi oluşturan faaliyet bileşenleri ENERJİ ve DAĞITIM birim bedelleri altında gizlenmiştir. Kullanıcılar; elektrik piyasası faaliyetlerinden kaynaklanan ve faturasına yansıtılan (perakende enerji, kayıp/kaçak, iletim, dağıtım, sayaç okuma ve perakende satış hizmetleri gibi) birim bedelleri göremez ve hangi faaliyete ne kadar bedel ödediğini bilemez dolayısıyla tüketim faturasının nasıl oluştuğunu denetleyemez hale getirilmiştir. Düzenleme; konuyu yakından takip ederek, yeri geldiğinde açıklamaları ile kamuoyunu bilgilendiren Meslek Odaları ve Sivil Toplum Örgütlerinin de piyasa üzerindeki denetimlerini engellemeye yönelik bir uygulama olarak karşımıza çıkmıştır.

 

Ø  2016 yılında karşımıza çıkan bir diğer uygulama ise, elektrik dağıtım şirketlerinin kayıp ve kaçak hedef oranlarının belirlemesine ilişkin mevzuat düzenlemesidir. Bu düzenleme ile yüksek kayıp ve kaçak olan bazı dağıtım şirketlerine ayrıcalık tanınmıştır. Bu şirketlere kayıp/kaçak bedelleri üzerinden yeni bir gelir kapısı açılmıştır.

 

Ø  2016 yılında devam ettirilen tarımsal sulamadaki elektrik tüketimine ilişkin uygulama ile çiftçiler mağdur edilmiştir. Buna göre Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı çiftçilere yapılan destek ödemelerinde, çiftçilerin elektrik borçları karşılığında dağıtım şirketleri adına el konulmuştur. Çiftçilere ödeme yapılmazken, kamu kurumları özel elektrik dağıtım şirketlerinin tahsilatçısı konumuna düşürülmüştür.

Ø  Ülkemiz çok zengin güneş ve rüzgâr enerjisi potansiyeline sahiptir. Yenilenebilir enerji kaynak alanlarında oluşturulan yapı ile kamusal hizmet gerektiren bu alan tamamen kar endeksli ticari bir işleyişe terk edilmiştir. Bu durum yenilenebilir enerji potansiyelinden ülkemizin gerektiği kadar yararlanamamasına yol açmaktadır.

 

Ø  Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizmasında yapılan düzenleme ile yenilenebilir enerji kaynağı kullanımına kısıt getirilmeye çalışılmıştır. Düzenleme ile gerçek zamanlı üretimlerin gün öncesinden belirlenmesi istenmiş ve bir anlamda üretimlere kısıt getirilmeye çalışılmıştır. Benzer bir durum lisanssız üretim alanında da yaşanmış ve Türkiye Elektrik İletim A.Ş. tarafından her ay açıklanan kapasitelere kısıt getirilerek istisnalar haricinde öz tüketime yönelik üretimlerin de önüne geçilmiştir.

 

Ø  Yerli linyit kömürü kullanılarak elde edilen üretimlere de alım garantisi verilerek sözde serbest piyasa yapısına aykırı uygulamalar gündeme getirilmiştir. Halen ülkemizde elde edilen yıllık elektrik enerjisinin yaklaşık üçte birine alım garantisi verilirken ve bu alım garantisine kurulması durumunda nükleer santral üretimleri de dahil olacaktır. Artık iddia edilen serbest piyasanın, şirketler için destek, alım garantisi ama halka gelince sübvansiyonların kaldırılması olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Yenilenebilir enerjiye yönelik olarak üstü örtük engeller konulurken, nükleer ve kömüre alım garantileri getirilmekte; hatta doğalgazla üretim yapılan santrallara da kapasite bedeli adı altında alınmayan elektrik parasının ödenmesi gündeme getirilmektedir.

 

Ø  6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda yapılan değişikliklerle;   

a)     Yerel mahkemelerin ve nihai olarak Yargıtay kararlarına da yansıyan kayıp/kaçak bedellerinin tüketicilere iadesinin yolu kapatılmış ve Yargının yetkisi düzenleyici işlemin uygunluğu ile sınırlandırılmıştır. Yapılan düzenleme ile milyonlarca tüketicinin mağduriyetine yol açılmıştır.

b)     2013 yılında çıkan Elektrik Piyasası Kanunu’nda yer alan ancak Anayasa Mahkemesi tarafından 2014 yılı içinde iptal edilen bir düzenleme, 6446 sayılı Yasa’da yapılan değişikliklerle tekrar karşımıza çıkmıştır. Böylelikle çevresel etkileri yönüyle çevre ve toplum sağlığı açısından sorunlu olan termik santrallar 31 Aralık 2019 tarihine kadar çevre mevzuatına ilişkin yatırımlardan ve izinlerden muaf tutulmuştur.

c)     Nükleer santral sahaları için, Kıyı ve Zeytincilik yasalarındaki kısıtlayıcı hükümler kaldırılmış, nükleer santral sahalarındaki yapılar için Yapı Denetim ve İmar yasalarından kaynaklı fenni mesuliyet içeren hükümler ortadan kaldırılarak adeta bir talan ortamı yaratılmıştır. Nükleer enerji üretim tesisleri için alınması gereken yapı ruhsatı ve diğer mevzuattan kaynaklanan inşaata ilişkin izin, onay, lisans, ruhsat ve benzeri belgeler ile üretim tesisinin kurulacağı sahanın mülkiyet veya kullanım hakkının elde edildiğine ilişkin belgelerin, üretim lisansı verilmesinden sonra tamamlanmasının önü açılmıştır. Dolayısıyla nükleer santral sahalarında denetimden arındırılmış bir yapılanma sonucu ortaya çıkması muhtemel telafisi mümkün olmayan çevresel etkilerden kim sorumlu olacaktır? Çevre ve toplum sağlığı ve yararı açısından bu düzenlemenin kabul edilmesi mümkün değildir.

d)     Yapılan bir başka değişiklik ise EPDK’daki Kurul Üye sayısı ve yetki devri ile ilgilidir. Yetki devrinde, katılımcı karar alma yapısının tek kişiye devredilmesine olanak tanıyan bu düzenlemenin ileride telafisi mümkün olmayan uygulamalara neden olmaması en büyük temennimizdir.

e)     Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının (ETKB) Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2. Maddesine yapılan ilave ile “elektrik üretim, iletim, dağıtım ve tüketim tesislerinin projelendirilmesi ve kabul işlemleri” gibi kamusal denetim gerektiren görevlerin yetki devri yaparak özel şirketlere yaptırmanın önü açılmaktadır. ETKB tarafından yayımlanmış olan “Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği”nde de açık olarak yer aldığı üzere, can ve mal emniyeti açısından güvenlikle yapılması gereken kuvvetli akım tesislerinin bundan böyle özel şirketler eliyle ve piyasada ticari bir faaliyet olarak yapılması söz konusu olabilecektir. Kamusal denetimden arındırılmış ve piyasada kar aracı olarak sunulacak bu hizmetlerle can ve mal güvenliğinin nasıl sağlanacağı önemli bir soru işaretidir. Ayrıca Serbest Müşavirlik ve Mühendislik (SMM) Hizmeti veren Odamız üyeleri açısından değerlendirildiğinde de ortaya çıkması muhtemel haksız rekabet açısından uygulamanın kabul edilebilir bir tarafı yoktur.

 

2016 yılı içinde yukarıda kısaca değinmeğe çalıştığımız konulara göz atınca, gerek bireysel bazda gerekse toplumsal bazda yarar sağlayacak bir düzenleme yapılmadığını, aksine adeta özel şirketlerin istek ve çıkarları doğrultusunda uygulamalara ağırlık verildiği görülmektedir.

 

Sektörü yakından bilen biri olarak bize sektörün gelişimi ile ilgili neler söylemek ister siniz? Sektörünüzle ilgili ülkemizin dünya pazarındaki yeri neresi öğrenebilir miyiz?

 

2001 yılında yürürlüğe giren 4628 ve devamındaki 6446 sayılı Kanun ve ikincil mevzuatı doğrultusunda sektörde başlayan serbestleştirme ve özelleştirme politikalarının sonucu olarak elektrik enerjisi kamusal bir hizmet alanı anlayışından çıkarılmış ve özel sektörün kar alanı haline getirilmiştir. 2008 yılında başlayan 2013 yılında sona eren dağıtım özelleştirmeleri sonunda görülen odur ki, kamuoyuna ifade edildiği gibi elektrik fiyatlarında ucuzluk ve hizmette kalite, beklentilerin çok çok dışında kalmıştır. Son olarak 1 Ocak 2016 tarihinde Tek Zamanlı tarifelere yapılan yüzde 6 zam kamuoyuna sunulurken, Çok Zamanlı tarifeye yapılan zamların sözü bile edilmiyor.

 

Evet, 1 Ocak 2016 tarihinde yürürlüğe giren tarifelere göre TEK ZAMANLI MESKEN aboneleri için zam oranı yaklaşık yüzde 6 olmuştur. Ancak ÇOK ZAMANLI tarifeyi seçen mesken aboneleri için GÜNDÜZ tarifesine yüzde 12,8 oranında, PUANT tarifesine yüzde 9,1 oranında ve GECE tarifesine yüzde 19,7 oranında zam yapılmıştır. Çok Zamanlı tarifeye yapılan aşırı oranlardaki bu artışlar ufak değişiklikler ile yılsonuna kadar da sürmüştür. 

 

Çok Zamanlı tarifeyi seçerek;

  •  Elektrik enerjisinin etkin ve verimli kullanımına,
  • Tüketimin yoğun olduğu gece saatlerinde enerji iletim hatlarında yüke bağlı olarak artan teknik kaybın düşürülmesine,katkı sağlayan bu aboneler bir anlamda cezalandırılmıştır.

 

Elektrik Piyasası Kanunu gereği eşit taraflar arasında ayrım gözetmemesi gereken EPDK; tek veya çok zamanlı tarifeyi kullanan mesken abonelerine uygulanan farklı zam oranları ile haksız ve tutarsız bir ayrımcılık yapmıştır. Çok zamanlı tarifeye yapılan yüksek zam oranları ile bu aboneler üzerinden elektrik dağıtım (görevli tedarik) şirketlerine kaynak aktarmanın bir başka yolu yaratılmıştır. Böylesi ayrımcı bir anlayışa sahip ve şirket kazanımlarını ön planda tutan kamu kurumlarını ve uygulamalarını kabullenmemiz mümkün değildir.

Benzer durum TETAŞ tarifelerinde yapılan indirimlerde de söz konusudur. TETAŞ’ın elektrik dağıtım ve görevli tedarik şirketlerine sağladığı elektrik enerjisinin toptan satışlarında yaptığı indirimler tüketicilere yansıtılmamakta, şirketlere kaynak aktarmanın bir yolu olarak kullanılmaktadır. Yıllık bazda milyar TL’yi aşan TETAŞ indirimleriyle şirketlere nefes aldırılırken tüketiciler nefes alamaz hale getirilmektedir.

Elektrik enerjisinin iletim ve dağıtım kademelerinde de ciddi yatırım sorunları vardır. Dağıtım yatırımları için tarifelere yüklenen bedellerin nerelere, nasıl ve hangi koşullarda harcandığının sağlıklı bir denetimi yoktur. İletim altyapısında ciddi planlama yetersizlikleri vardır. 31 Mart 2015 tarihinde ulusal boyutta yaşanan sistem çökmesi ile bu yıl 26 Nisan günü 24 ili kapsayan ve devam eden günlerde de bölgesel bazda yaşanan kesintiler iletimdeki altyapı yetersizliğinin ve plansızlığın somut yansımalarıdır.

Elektrik enerjisi kurulu güç kapasitesinin 2015 yılı itibarıyla 2002 yılına göre iki katından fazla (2,3 kat) arttığını her platformda dile getiren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına, iletimin alt yapısını enterkonnekte şebekenin omurgasını oluşturan 380 kV’luk enerji iletim hatlarının 2002 yılına göre yüzde 30,1 artış gösterdiğini, benzer durumun 154 kV’luk enerji iletim hatları için de geçerli olup artış oranının yüzde 44,7 olduğunu hatırlatmakta yarar bulunmaktadır.

Dolayısıyla, serbestleşme ve özelleştirmeler sonrası çeşitli yollar ve uygulamalar sonucu elektrik enerjisi kullanıcılarının üzerine bindirilen ekonomik yükler ile “özel” sektörün gelişimi sağlanmaya çalışılmaktadır. Kamunun işlevsizleştirildiği, sektörün özel şirketlerin tercihlerine terk edildiği ve tamamen ekonomik değerler üzerinden yarar sağlamaya dönük bir sektör altyapısı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

 

Kamu işlevsizleştirilerek, kurumların (EPDK, TEİAŞ gibi) logoları değiştirilerek, siyasi anlamda kadrolaşarak kurumların hafızası yok edilmeye çalışılmıştır. Üretim ve dağıtıma yönelik birçok projenin onay ve kabul işlemleri ile genel aydınlatma tüketimleri ve harcamaları konusunda görevlendirilmiş olan Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin (TEDAŞ) bir anda içi boşaltılmış ve deneyimli 400’ün üstünde personel istihdam fazlası olarak başka kurumlara gönderilmiştir. Ancak, 2016/9369 sayılı 2017 yılı Genel Yatırım ve Finansman Programında ise TEDAŞ’ın adı geçirilmeksizin üstlenmiş olduğu görevler tanımlanarak 250 kişiyi aşmamak üzere yeni personel alınması kararlaştırılmıştır. Bu yönüyle bakıldığında da önümüzdeki süreçte de sektörün sevk ve idaresinde sorunlar yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

 

Sektörünüzle ilgili yaşadığınız sorunlar neler ve bu sorunların çözümü noktasında önerileriniz nelerdir?

 

Elektrik Mühendisleri Odası olarak elektrik enerjisi politikasına, aşağıda başlıklar halinde yer alan ilkeler çerçevesinde bakmaktayız. Bu ilkeler çerçevesinde yapılacak düzenlemelere ve uygulamalara desteğimiz her zaman söz konusudur. Buna göre: 

 

Elektrik Enerjisi;

1.         Kullanımı bir insan hakkıdır. Kimse bu haktan mahrum bırakılamaz.

2.         Kolay ulaşılabilir ve erişiminde herkes eşit olmalıdır.

3.         Kullanımı yoksul kesimlere ekonomik yük oluşturmamalıdır.

4.         Güvenilir, kaliteli, sürekli ve yeterli olmalıdır.

5.         Serbest piyasa koşullarına terk edilmemelidir.

6.         Kaynaktan kullanımına kadar çevreyle uyumlu, toplumsal denetime açık ve planlı olmalıdır.

7.         Üretimi, kaynak çeşitliliği içerisinde önceliği yerli, yenilenebilir kaynaklara vererek, sosyal yapı ve çevresel etkenler göz önüne alınarak yapılmalıdır.

8.         Üretiminde dışa bağımlılığı en az seviyeye düşürecek önlemler alınmalıdır.

9.         Kaynaktan tüketimine kadar tüm aşamalarında etkin ve verimli kullanılmalı, bu konuda toplumsal bilinç oluşturulmalıdır.

10.       Üretim, iletim, dağıtım ve tüketiminde yerli elektromekanik sanayi ve AR-GE çalışmaları özendirilerek geliştirilmelidir.

 

Elektrik Mühendisleri Odası’nın sektöre ilişkin önerilerini kısaca aşağıda sıralamak gerekirse;

 

Ø  Arz talep planlaması: Bugünkü arz talep planlaması gerçekçi değildir. Bilimsel çalışmalar ile ülke gerçeklerine uygun duruma getirilmeli ve siyasi etkilerden arındırılmalıdır.

Ø  Üretim tesis planlaması: Ülke gereksinimleri ve kaynak planlaması dikkate alınmadan yapılmaktadır. Merkezi planlamanın olmaması ve elektrik üretiminin kamu hizmeti dışı bir piyasa metası olarak kabul edilmesi elektrik üretimini pahalı hale getirmiştir. Yenilenebilir kaynak önceliği ile ve merkezi bir planlama ile yürütülmelidir.

Ø  İletim tesis planlaması: Ülke gereksinimleri dikkate alınmadan yapılmaktadır. Yenilenebilir kaynaklardan üretimi özendirecek şekilde, bölgeler arası eşgüdümü dikkate alarak yeniden yapılandırılmalıdır.

Ø  Dağıtım tesis planlaması: Özelleştirmeler hizmet değil kâr esasına indirgenmiştir ve denetlenmemektedir. Mutlaka içerisinde halkın da yer alacağı bir denetim kuruluşu vasıtası ile bu şirketler denetlenmelidir. Elektrik kesintileri ve keyfi uygulamalara son verilmelidir.

Ø  Akkuyu ve Sinop Nükleer Güç Santralları gereksizdir ve gelecek için büyük risk taşımaktadır. Bu nedenle EMO, yapımının ülkeye büyük zarar vereceği kanısında olduğu bu santralların yapılmaması için gerekli çalışmaları yapar.

Ø  EMO hidroelektrik santrallarının çevre ve toplumsal koşullar dikkate alınarak yapılmasını destekler. HES yapımı nedeni ile etkilenecek bölge halkı son sözü söylemeli ve bölge halkının onayını almayan HES’ler yapılmamalıdır. Yapılmasında çevre açısından sakınca olmayan santralların bölge halkının kuracağı kooperatifler vasıtası ile yapımının özendirilmesini önerir.

Ø  EMO kömür kaynaklarından elde edilecek elektrik enerjisinin en alt seviyeye düşürülmesini önerir. İthal kömürden yapılacak enerji üretim tesislerini gereksiz görür. Kömürden elde edilecek elektrik enerjisinin yenilenebilir kaynaklar ile ikame edilmesini önerir.

Ø  EMO ülke ekonomisi için önemli zararlara neden olan elektrik iletim ve dağıtım sistem kayıplarının gerekli teknik önlemler alınarak uluslararası kabul gören seviyelere indirilmesini, şebeke kaçaklarının oluşmasını önleyecek toplumsal nedenlerin ortadan kaldırılmasını ve alınacak tedbirler ile kaçak oranının en aza indirilmesini gerekli görür.

Ø  EMO elektriğin etkin ve verimli kullanımının bir toplum politikası olarak benimsenmesini ve bunun için gerekli önlemlerin alınmasını zorunlu görür.

Ø  EMO Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) elektrik enerjisini piyasada alınıp satılan ticari bir meta olarak kabul etmesini ilkesel olarak reddeder. Bu nedenle bu kuruluşun bugünkü görevlerinden arındırılması ve bağımsız denetleme kuruluna dönüştürülmesini önerir.

Ø  EMO, ülkedeki yenilenebilir kaynakların elektrik enerjisi üretiminde çevre koşulları ve sosyal gerekler dikkate alınarak öncelikle kullanılmasını destekler.

Ø  EMO, teknolojinin gelişmesi ile ortaya çıkan yeni kaynakların değerlendirilmesi için gerekli araştırma ve incelemelerin yapılmasını ve bu anlamda çevre ve verimlilik koşullarının dikkate alınmasını önerir.

 

Sonuç olarak EMO, elektrik enerjisinin üretimi, iletimi ve dağıtımı arasındaki organik bağı ve doğal tekel konumunu göz önüne alarak, bu faaliyetlerin; bünyesinde ilgili meslek odaları, sendikalar ve tüketici örgütlerinin de temsil edildiği özerk bir kamu kurumu tarafından, merkezi bir planlama anlayışı ve kamu hizmeti gereklerine uygun bir şekilde tek elden yönetilmesini savunur.

 

EMO Yönetim Kurulu Başkanı

Hüseyin YEŞİL