Elektrik Dünyası Dergisi
E Bülten Aboneliği
E-Posta
Ad / Soyad
Ana Sayfa » Haberler
HaberlerHASEN Ekonomi Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin: “Türkiye Bu Süreçten Güçlenerek Çıkacak”
Kategori : Haberler
Ekleyen : Administrator
Tarih : 2016-08-15 16:21:45


Geri Dön
HASEN Ekonomi Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin: “Türkiye Bu Süreçten Güçlenerek Çıkacak”

Hazar Strateji Enstitüsü (HASEN) Ekonomi Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin: “İlk 3 günde halkımız 7 milyar dolar döviz bozdurarak, bu hain girişimin, kalkışın ekonomiye daha fazla zarar vermesini engellediler”. “Türkiye mali disiplini koruma mesajı verirken, bankaların mali yapısı hayli sağlamken, böyle bir not indiriminin ‘iyi niyet’ kriterleri ile değerlendirilmesi söz konusu değil. 

“Ekonomi Yönetimimizin açıklayacağı reformlar ve paketler, travmayı atlatmak adına, elbette önemli olacak” Hazar Strateji Enstitüsü (HASEN) Ekonomi Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, halkın iradesiyle seçilmiş meşru hükümete, millete ve demokrasimize yönelik bu çağ dışı darbe girişimi sonrasında yaşanan ekonomik gelişmeleri değerlendirdi. Alkin, Standard and Poors gibi uluslararası kredi derecelendirme şirketlerinin mide bulandırıcı çifte standartlarına rağmen Türkiye’nin bu süreçten güçlenerek çıkacağını söyledi. İşte Alkin’in ekonomideki son gelişmeler hakkındaki değerlendirmeleri…

 

Türkiye Bu Süreçten Güçlenere Çıkacak

 

93 yıllık Cumhuriyet Tarihi’nin en zor, en kalbimizi sıkıştıran, en ciğerimizi dağlayan bir gecesini, 15 Temmuz Cuma akşamını, 16 Temmuz Cumartesi sabahına bağlayan gecede yaşadık. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emir-komuta zincirinden kopuk olarak, ülkede yönetimi ele geçirmeye çalışan silahlı bir grubun girişimi ile başlayan kalkış, darbe girişimi, çok şükür ki, başarısızlıkla sonuçlandı. Darbe girişiminin ilk saatlerinde, her şey büyük bir belirsizlik içindeyken, 16 Temmuz Cumartesi sabaha karşı 2.30’da, dolar-TL kurunun 3,32-3,34 TL düzeyini dahi test ettiğini gözlemlerken, 16 Temmuz Cumartesi sabahı, saat 6.30’da Boğaz Köprüsü’nde konuşlanmış olan darbeye katılmış askerlerin teslim olmaya başlaması ve kalkışın büyük ölçüde bastırıldığına dair haberlerle, dolar-TL kuru 3,00-3,02 TL bandına kadar geriledi.

 

18 Temmuz Pazartesi günü, Ekonomi Yönetimimizin proaktif adımları ve Merkez Bankamızın, piyasada olası Türk Lirası sıkışıklığını gidermeye yönelik 7 maddelik tedbirleri sayesinde ve yine, Ekonomi Yönetimi’nin, cesaretle, pazartesi günü para ve sermaye piyasalarının açılmasına kadar vermesi ile, bu derece ağır bir olayın ardından, yurt içi piyasalar güne çok iyi başladı ve dolar-TL kurunun 2.94 TL ve hatta altına kadar gerilediğine şahit olduk.

 

Ancak, öğleden sonra, uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s in ‘not indirebilirim’ yönündeki erken tavrı, yabancı yatırımcıları ürküttü ve güne iyi başlamış olan İstanbul Borsası’nda satışları, dolar kurunda da 2,98-3,00 TL düzeyine doğru hareketi gözlemledik. Tüm bu süreçte, piyasaların daha ağır bir tepki vermemesinde, TOBB ve bağlı ticaret ve sanayi odaları ile ticaret borsa yönetimlerinin, TİM ve bağlı ihracatçı birlikleri yönetimlerinin ‘birlik ve beraberlik’ mesajları etkili oldu.

 

Standart and Poors’tan ‘mide bulandıran’ adım

 

Hiç bir ülkenin kolay kolay atlatamayacağı bir siyasi travmanın yaralarını, milletiyle, meclisiyle, hükümetiyle hızla kapamaya çalışan Türkiye, ne yazık ki, uluslararası derecelendirme kuruluşu Standart and Poors’un (S&P) Türkiye’nin uluslararası derecelendirme notunu indirmesi ve uluslararası yatırımcıların not indirimine gösterdikleri tepkiyle, hak etmediği ölçüde bir hisse senedi ve tahvil satışına maruz kaldı. Dolar kuru 3,10 TL’ye yaklaşarak, Eylül 2015’den bu yana ilk kez rekor kırdı. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Şimşek olmak üzere, ekonomi ve siyaset çevreleri, adeta bu hain darbe teşebbüsünün bir nevi ‘küresel’ bacağı benzeri bu not indirimini ağır bir şekilde eleştirdiler ve S&P’nin bu adımının bütünüyle ‘siyasi’ olduğunun altını çizdiler.

 

Bu noktada, Türkiye’nin gelecekte, böyle bir siyasi travmayı bir kez daha yaşatmaması adına, tüm tehlikeli kadroların temizlenmesi ve Türk Demokrasisini, Meclisimizi koruyacak tedbirleri seri bir şekilde almak adına, Türkiye, aynen Fransa’nın yaptığı gibi, ‘olağanüstü hal’ ilan etti.

 

Başbakan Yıldırım, OHAL’in millete değil hükümetin ve devletin kendisine ilan edildiği noktasında önemli mesajlar verdi ve Başbakan Yardımcıları Şimşek ve Kurtulmuş hem iç ve dış ekonomi çevrelerine, hem de dış basına konuyu çok net izah ettiler. Halkımızın feraseti ve ‘Milli’ duruşu ile ‘TL’ye Sahip Çık’ çağrıları yerini buldu ve ilk 3 günde halkımız 7 milyar dolar döviz bozdurarak, bu hain girişimin, kalkışın ekonomiye daha fazla zarar vermesini engellediler.

 

Türk Ekonomisinin makro dengeleri üzerinde bu menfur girişiminin etkileri daha belli değilken, olası etkileri bertaraf edecek birçok tedbir alınır iken, ‘Türkiye dış borçlarını ödeyemeyebilir; Türkiye’ye fonlama azaldı, dışarıya sermaye çıkışı var’ gibi bahanelerle, Türkiye mali disiplini koruma mesajı verirken, bankaların mali yapısı hayli sağlamken, böyle bir not indiriminin ‘iyi niyet’ kriterleri ile değerlendirilmesi söz konusu değil.

 

Buna karşılık, bir başka kuruluş olan Fitch, Türkiye’nin görünümü ‘durağan’da bıraktığı gibi, 19 Ağustos’ta bir değerlendirme yapacağını açıkladı ve Türkiye’nin hak ettiği soğukkanlılığı gösterdi.

 

Türkiye’nin dış politika adımları mı rahatsız etti?

 

Ekonomi Yönetimimizin açıklayacağı reformlar ve paketler, travmayı atlatmak adına, elbette önemli olacak. Keza, TİM ve DEİK’in iş dünyası ve ihracatçılar ile paylaştığı örnek mektuplar ile Türk iş dünyasının yurt dışında çalıştıkları firmalara, muhataplarına Türkiye’nin, Türk halkının, Türk iş dünyasının duruşuna yönelik, demokrasiye bağlılığa yönelik verecekleri mesajlar hayati önem taşıyor. Türkiye’nin son derece proaktif bir dış tanıtım ve algı yönetimi atağına geçmesi, TOBB’in, Oda yönetimlerinin, TİM’in, ihracatçı birlik yönetimlerinin, DEİK’in bu konuda aktif rol almaları, uluslararası alandaki etkileri açısından son derece pozitif olacaktır.

 

Bu tablo içerisinde, önemli bir sıkıntı ABD ile ilişkiler. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun ‘bu kalkışta ABD’nin parmağı olabileceğine dair iması’ ve ABD yönetiminden iade talepleri, önümüzdeki günlerin yeni gerginlik konusu olabilir. Bunun yanı sıra, Türkiye tam Rusya ve İsrail ile ilişkileri normalleştirme sürecine girmişken, Mısır’a bir heyet gönderilmesi gündemdeyken, bu darbe girişiminin zamanlamasının da ‘hayli’ manidar olduğunu belirtmeliyim.

 

Bununla birlikte, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ve 65.Hükümeti destekleyici açıklamaları, bu menfur ve hain darbe teşebbüsüne rağmen, Erdoğan ve Putin’in yine de Ağustos ayında yüz yüze görüşecekleri bilgisinin yinelenmesi ve Rus Sberbank’ın sahibi olduğu Denizbank’ın CEO’su Hakan Ateş’in, her türlü finansal desteğe hazır olunduğu yönündeki açıklamaları, son darbe girişimi nedeniyle, Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerginliği Rusya’nın değerlendirmek istediğini gösteriyor. Keza, Türkiye ile İsrail ve Mısır arasında ilişkilerin düzelmesi noktasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, geçen aralık ayındaki Riyad ziyaretinde ricada bulunan Suudi Arabistan Kralı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki destek telefonu görüşmesi de, Suudi Arabistan’ın da bu aralar ABD ile ilişkilerinin iyi olmadığı gerçeği ile not alınmalı.