Elektrik Dünyası Dergisi
E Bülten Aboneliği
E-Posta
Ad / Soyad
Ana Sayfa » Makale
MakaleDevletlerarası İlişkilerde Dostluk…
Kategori : Makale
Ekleyen : Administrator
Tarih : 2016-08-15 16:08:18


Geri Dön
Devletlerarası İlişkilerde Dostluk…

Dost ve düşman sıfatlarının, devletlerin başat aktörler olduğu uluslararası ilişkilerdeki karşılığı simgesel düzeydedir. Güç ilişkilerinde bilhassa iddialı devletin diğerini özellikle dost olarak nitelemesi, sıfatlaması başkaları açısından her zaman temkini elden bırakmamayı zorunlu kılar. Unutulmamalıdır ki, güç mücadelesinde iddialı olan devletler ajandalıdır, içten pazarlıklıdır, kendine sakladıkları, başkalarıyla paylaştıklarının çok üstündedir.

 

Bu durum dostluk ve düşmanlık kavramlarının içeriğini ve seyrini belirler. Geçekten kiminle dostluk ve kiminle düşmanlık yapılacağı mahrem olan ajandada saklıdır. Aslında devletlerarası ilişkiler maskeli balodur. Asıl niyetler maskenin arakasında saklıdır. Şurası kesindir ki, ilişkilerin seyrinde çıkarların yörüngesi belirleyicidir. Ancak bu noktada da başarı; hem ilişkilerin seyrini ve değişen doğasını iyi okumaya, hem de çıkarların tespitini ve maksimize edebilme kararlılığına ve gücünü ortaya koyabilme yeteneğine bağlıdır.

 

Devletlerin başat aktör oldukları uluslararası ilişkilerde ülkeler arasındaki münasebetleri, dost ve düşman sıfatlandırılmasından daha çok mevcut durumu tespit edebilmek adına ilişkilerin açık veya kapalı olmasına göre değerlendirmek gerekir. Örneğin ilişki açık konumundadır ancak çıkarların yoğunluğuna bağlı olarak derin veya yüzeysel değerdedir ve buna göre sıfatlandırılabilir. Bazen çıkarlar öylesine baskın karakter kazanır ki, ideolojik, siyasi, rejim farklılıklarının önüne geçer. Bu noktada çıkarlarla değerler arasında kurduğunuz denge belirleyicidir. Bazen kısa dönemli çıkar kaybı uzun soluklu değer kazancıyla fazlasıyla karşılanabilir. Tersi de mümkündür. Kısacası bu durum ince ve hassas bir hesap işidir.

 

Diğer taraftan ilişki kapalı olabilir ama bu durum sonsuza kadar sürmeyebilir. Bunu da belirleyen değişen şartlar ve onların getirdiği yeni imkan ve çıkarlardır. Burada da dengeyi iyi kurmak gerekir. İlişki kapalıyken kayıp- kazanç hesaplamasını iyi yapmak gerekir.

 

Değişen şartları ıskalamak, bazen kendi lehine olan çıkarları ıskalamak anlamına gelebilir. Bu yüzden stratejik aklı sürekli devrede tutmak, asıl kendi ajandada saklı olan nihai hedefine ulaşmak ve bu konuda inanç ve kararlılığı yitirmemek gerekir.

 

Unutulmamalıdır ki, sabır; edilgenlik, pasiflik, teslimiyet değil, güç biriktirme sürecidir. Bu süreç de gücünüzü biriktirirken, dantel işler gibi olmalı, ilmik ilmik, özenle, alttan alta, süreç içinde, sabırla, ısrarla, dirençle, inançla yapmak gerekir. Bu yolda devletlerarası ilişkilerde zaman zaman inişler çıkışlar, ittifaklar, ayrışmalar yaşanabilir. Bu noktada esas olan temel stratejinizin sarsılmaması, güç biriktirme sürecinizin zarar görmemesidir.

 

Bugün gelinen noktada devletlerarası ilişkilerde yeni yol ve yöntemler öne çıkmıştır. Artık Soğuk Savaş döneminin bloklu yapısı yoktur ve o dönemin “ya o ya bu” dayatması ve zorunlu tercihi ortadan kalkmıştır. Yeni dönemde mümkün olduğunca “hem o hem bu” eğilimi esastır. Devletlerarası güç ilişkilerinde mümkün olduğunca her türlü ittifakın içine girerek birbirini kontrol etme dönemine girilmiştir. Bu nedenle kısa alan paslaşmaları öne çıkmıştır. Ayrıca cepheden çatışma yerini cephe gerisi, perde arkası hesaplaşmaya bırakmıştır. Görünürde ilişkilerin açık ve sorunsuz olarak sürdüğü birçok iki devlet arasındaki ilişkide, içten içe ve incelikli hesaplaşmanın varlığı inkar edilemez.

 

Türkiye'nin yeni dönemde Rusya ve İsrail ile başlayan başka aktörleri de içine almaya eğilimli ilişkilerde normalleşme dönemini, tüm bu gerçekler ışığında anlamlandırmak gerekir. Türkiye için esas olan, büyük stratejik hedefine ulaşmasıdır.

 

Bu hedef; ileri teknoloji üretimini başarabilen, refah seviyesini üst lige taşımış, iç bütünleşmesini ve barışını hiçbir kuvvetin bozamayacağı güçle inşa etmiş, hak, hukuk ve adaletin ışığında tüm mazlumlara nefes olmaya devam eden, Türkiye'yi Türkiye'den yönetme iradesini kuvvetlendiren, güçlü ve müreffeh Türkiye hedefidir.

 

Bu hedefin şaşmaması, zarara uğramaması koşuluyla Türkiye her türlü ilişki dinamiğinden ve ittifak zemininden uzak duramaz, durmamalıdır da…

 

Prof.Dr. Yaşar Hacısalihoğlu