Elektrik Dünyası Dergisi
E Bülten Aboneliği
E-Posta
Ad / Soyad
Ana Sayfa » Makale
MakaleTürkiye'yi Türkiye'den Yönetmek...
Kategori : Makale
Ekleyen : Administrator
Tarih : 2016-06-10 13:08:36


Geri Dön
Türkiye'yi Türkiye'den Yönetmek...

Türkiye geçmişte dışarıdan yönetilir, içeride idare edilirdi. Zayıf, kırılgan hükümetlerle ürkek ve sınırlı icraatlarla yetinilirdi. Günü yaşayıp geleceği düşünmeyen ufuksuzluk hakimdi ve sağa sola savrulmaya müsait bir zeminde her an başkalarının çıkarına operasyona açık durumdaydı.

Dışarının içerideki devşirilmiş uzantıları hemen her alanda etkindi. Onlar, dışarıdan yönetilen ülkenin içerideki zavallı idarecileriydiler. Ahtapotun kolları, küresel baronların kuklalarıydılar. Sadece durumu idari edebilmenin sınırlılığı içinde ülkenin cevherlerinin işlenememesi, açığa çıkmaması için baskılayıcı, köreltici hamleler peşindeydiler.

Yerli ve milli olanla kavgalıydılar, bu toprakların bereketine, inancına ve kültürüne yabancıydılar. Özgüveni kırmak, tarihle bağı koparmak, güvensizliği ve çaresizliği yerleştirmeye çalıştılar. Bunun için kurumları ele geçirdiler, karanlık ilişkileri egemen kıldılar. Devlet–millet bağının oluşmaması için devleti kendi milletine uzak, yabancılaşmış, başkalarının uydusu durumuna düşürülmüş bir baskı aracına dönüştürdüler. Vesayet altında bir düzeneği yerleşik kılmak için her yolu denediler.

Borsa-döviz-faiz üçgeninde piyasa araçlarıyla siyasete ayar vermeye, hükümet kurmaya hükümet devirmeye müsait bir yapı kurdular. IMF eliyle küresel baronlar, tesis ettikleri vesayet rejimini koruyup kollama görevini içerideki devşirdikleri kimliklerle sürdürdüler. Ülkede en önemli siyasi kararları ancak piyasalar kapandıktan sonra açıklanabilir hale getirdiler. IMF vesayeti eliyle siyaseti, küresel baronların çıkarlarının doğrultusunda denetlenen bir konuma soktular. Borç sarmalıyla terbiye edilen, teknoloji bağımlısı yapılan, sadece pazar olarak kullanılan, kendi medeniyet havzasından uzak tutulan, kontrol edilebilen bir ülke haline getirdiler.

Dünyayı sadece Batı'dan ibaret sayarak, Doğu'yu, Asya'yı, Afrika'yı, İslam dünyasını yok saydılar. Tarih, kültür ve medeniyet sınırlarımızı perdelediler. Genç nesillerle geçmişin tarihi birikiminin bağını koparttılar. Kendi inancına, toprağına, dağına, taşına, kurduna, kuşuna, kültürüne yabancılaşmış bir neslin bünyesinde başkalarının mikrofonu olmaya hazır bir kuşağın oluşmasını arzuladılar.

Ülkeyi soldukça suladılar, yükseldikçe budadılar. Hiçbir zaman yükselişine imkan vermediler. Balkanlar'dan Kafkaslar'a, Karadeniz'den Akdeniz'e, Ortadoğu'dan Orta Asya'ya uzanan geniş coğrafi alanda Türkiye'nin izlerini, gönül köprülerini tarihi birikimlerini köreltmenin her yolunu denediler. Ülkeyi içeriye kapamanın planlarını yaptılar.

Güvenlik sınırlarını ulusal sınırlarıyla sınırlamanın çabasına giriştiler. Bosna'dan Musul'a, Bağdat'tan Halep'e, Kırım'dan Filistin'e Türkiye'nin tarihi dalga kıranlarının, Türkiye aleyhine etkisizleştirilmelerine, yıkılmalarına göz yumdular.

Hemen her alanda dışa bağımlı bir ülke olmaktan kurtulamayan ve bu durumu değiştirilemez bir kadere dönüştürülerek, çaresizliği yerleştirmeye kalktılar.

Ama bu durumu daha fazla sürdürmeyi başaramadılar. Oyunları bozuldu. Maskeleri düştü. Sonunda yenildiler ve bu yüzden de çılgına döndüler.

Son 13 yılda alınan mesafeyle, Türkiye'nin IMF vesayetinden kurtulmasına çok içerlediler. İstikrar bozucu spekülatif sermaye oyunlarının sonlandırılmasına çok üzüldüler. Artık faiz lobisiyle siyaseti terbiye edememenin bunalımına girdiler, hükümetlere ayar verememenin hırçınlığına büründüler. Yerli ve milli üretim hamlesinin başlamasının katlanılmaz rahatsızlığını yaşadılar. Türkiye'nin yeniden medeniyet havzasına dönmesinden çok ürktüler. Mazlumlara umut olmasına, dünyanın beşten büyük olduğunu haykırmasına, İslam coğrafyasında birliğin sağlanması için cesaret kaynağı olmasına çok kızdılar.

Derini, paraleli iradesini bu topraklardan bu milletten almayan illegal devlet yapılanmalarının sonlandırılmasından çok rahatsız oldular. Millet iradesinin güçlü kılınmasına, devletin milletiyle bütünleşerek kerim devlete dönüşmesine çok içerlediler. Güçlü bir liderle 2015'ten 2071'e uzanan stratejik hedefler koyabilmesinden ve bu hedeflere erişimde ülkenin inancından, direncinden ve kararlılığından ürktüler.

Son kozlarını oynadılar, son çabaya giriştiler. Ellerinde ne varsa tüm şer odaklarıyla ve kirli tezgahlarla, karanlık yüzleriyle son çırpınışlara başvurdular. Bu ülkenin yerli ve milli olan her şeyine saldırıya geçtiler. Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden Türkiye'ye, tüm mazlumlara savaş açtılar. Yükselişi budamak, uyanışı durdurmak için tüm ihanet şebekelerini devreye soktular. Tüm terör örgütlerini birbirlerini besleyen bir mekanizmayla Türkiye'nin üzerine saldılar.

Yine başaramadılar, yine başaramayacaklar. Türkiye'nin Türkiye'den yönetilmesini engelleyemeyecekler. Türkiye elde ettiği kazanımların kurumsallaşmasının, yeni anayasayla başkanlık zemininde yeni yönetim modeliyle iç bütünleşmesini tıpkı balıkçı ağı gibi, güçlü ve eksiksiz örerek, geleceğe başı dik ve onurla yürüyecek, tüm mazlumların, tüm kimsesizlerin kimsesi olacaktır. Tarih geleceğin aynasıdır ve tarih bunun şahididir.

Ve bizim tarihimiz aynı zamanda umudun tarihidir…

 

Prof.Dr.Yaşar Hacısalihoğlu