Elektrik Dünyası Dergisi
E Bülten Aboneliği
E-Posta
Ad / Soyad
Ana Sayfa » Makale
MakaleZeka Ve Akıl
Kategori : Makale
Ekleyen : Administrator
Tarih : 2016-06-10 13:00:09


Geri Dön
Zeka Ve Akıl

Zekâ denilince; insandaki düşünme ve gerçekleri algılama yeteneğini anlıyoruz. Zeki insan, çabuk anlayan, anlama yeteneği olan ve zekâsı keskin olan kimse anlamına geliyor. Akıl ise, düşünme, anlama, kavrama ve davranışlarını ayarlama melekesi olarak ifade ediliyor.

Eskiler, “aklın yolu birdir” demişler ama “akıl var, akılcık var” diyenler de olmuş. “Zekânın doğru yerde, doğru zamanda ve iyi yönde kullanılması” olarak da tanımlanabilen “akıl” kavramını  bizim insanımız nedense tam olarak algılayamıyor. Zeki ile akıllıyı hep karıştırıyoruz. Bunun sonucu olarak da, birilerini değerlendirirken yanlış yorumlar yapıyoruz. Oysa zeki insan her şeyi el yordamıyla çözmeye çalışırken, akıllı olanın tavrı ve tarzı daha başka oluyor. Çünkü o, zekâ denilen kutsal armağanı en iyi şekilde kullanıyor.

Aslına bakılırsa insan zekâsı daha çok doğuştan geliyor ve zaman içinde pek fazla gelişmiyor. Ama bir de bellek zekâsı var ki, doğrudan doğruya deneyimlerle oluşuyor ve aradaki açığın kapatılmasına yardımcı oluyor. Sütten ağzı yananın, yoğurdu üfleyerek yemesi misali, birçok yeteneğimizi o deneyimlerimizle kazanıyoruz.

Deneyimli insanlar acemi birilerinin uzun sürede yapabilecekleri işleri, daha kısa sürede ve hatasız şekilde yapabiliyorlar. Mantıklarını daha çok kullanır oluyorlar. Bu ise; onların bazı kötü gelişmelere karşı hazırlıklı olmalarını da sağlıyor. İnişli-çıkışlı durumlardan fazla etkilenmiyorlar. En azından, paniğe kapılmıyorlar.

“Allah katında yeryüzündeki canlıların en kötüsü; düşünmediklerinden (dolayı) sağır olan ve dilsiz olanlardır.” (Enfâl: 8/22)  “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.” (Zümer: 39/9)

Zekâ, tek başına hiçbir şey değildir. Yukarıdaki âyetlerde, hatta Kur’an-ı Kerim’deki yetmişe yakın âyette; düşünce ve aklı kullanma konularına vurgu yapılmakta; bir anlamda düşünmemiz ve zihnimizi kullanmamız ısrarla tavsiye edilmektedir. Bu ise, zekânın her şeye yeterli olmadığı, mutlaka akıl ile perçinlenmesi gerektiği anlamına geliyor.

“Kişi, aklının sınırlarını zorlamadıkça hiçbir şeye ulaşamaz.” (Albert Einstein)

“Basit bir adamın elinden geleni yapmaya çalışması, zeki bir adamın tembelliğinden iyidir.” (G. Gracian)

“Hayvan başı ile, insan, sırrı ve aklı ile dirilir. Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa, ölüm ona olsun. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar, Allah’ın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır.” (Şemsi Tebrizi, Makâlât)

Görülüyor ki, zekâ bir ağaçtaki olgunlaşmış meyve gibidir. Onu dalından koparıp yemeniz gerekir. Onu koparmaz ya da koparmayı gecikirseniz, çürür gider. Akıl ise onu taçlandırır ve yararlı hâle getirir.

“Akıl, insan için âdeta mükemmel bir ölçüdür. Rahmeti bol Rabbim, seçkin bir yaratık olan insanın hareketlerini ve dilini akıl ile sınırlandırmıştır. Akıllı insanın davranışları doğru ve yaptıkları ölçülüdür Zenginliğin en üstünü akıldır; yoksulluğun en büyüğü ahmaklık. Korkulacak şeylerin en büyüğü kendini beğenmektir; soyun-sopun en yücesi güzel huy… Sözün dikildiği yer gönüldür; ısmarlandığı yer düşüncedir, onu kuvvetlendiren akıldır, meydana çıkaran dildir. Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk, edep gibi miras, danışmak gibi destek olmaz. Akıllı her şeyi lâyık olduğu yere koyandır.” (Hz. Ali)

“Düşünüyorum, öyleyse varım” sözüyle tanınan Descartes’in akıl konusundaki görüşü de ilginçtir: “Dünyada, insanlar arasında en iyi, en isabetli paylaştırılmış olan şey akıldır. Zira hiç kimse, ondan kendisine az düşmüş olduğunu iddia etmez. Herkes kendi aklından memnundur. Olsa olsa başkalarının akılsızlığından şikâyet eder.”

A.C. Morrison’a göre: “Yaratıklar içinde yüksek seviyede düşünme hareketini yürütebilecek güçte bir akla sahip olan tek varlık insandır. İçgüdü flütten çıkan tek bir ezgi gibidir, güzel fakat kısıtlı bir ses! İnsan aklı ise bir orkestradaki bütün müzik âletlerinin seslerini kapsar. İnsan bütün bu nağmeleri ahenkleştirmek ve fevkalâde bir düşünce senfonisi hâlinde insanlığa sunmak imkânına sahiptir.”

“İnsanın, kendisini ve çevresini bilmesinde rol oynayan idrak, tanıma, anlama, kavrama, hatırlama, sembolleştirme, muhakeme ve soyutlama gibi faaliyetlerin bütünü” olarak tanımlanan zihnimiz, yaşantımız boyunca edindiğimiz bilgileri depolayıp saklayan ve daha sonraları güncel hayata uygulayarak kullanmamızı sağlayan işlevler manzumesidir.

Zihinlerimiz özgür olmasaydı, insanlık bugünün gelişmişlik düzeyine ulaşamazdı. Zenginliğin en değerlisi, kuşku yok ki, iyi fikirlere sahip olmaktır. Fikirler insanları harekete geçiren, onlara başarının anahtarını sunan ilhamlardır. Her sabah gazeteleri elimize aldığımızda yepyeni keşiflerle ve buluşlarla karşılaşıyoruz. Bütün bu gelişmeler önce zihinlerde yeşeriyor, sonra da uygulamalarla şekilleniyor. Bu açıdan baktığımızda, zihinsel özgürlüğün her şeyin üzerinde olduğunun farkına varıyoruz.

“Zihnimiz bütün düşüncelerimizin harman edildiği yerdir.”

“Hepimizin içinde ulaşılabilir uzaklıkta; bizi mükemmele götürecek, uyumlu, mantıklı ve özel yolların bulunduğu bir güç bölgesi vardır. İçimizdeki bu sihirli gücü açığa çıkarabiliriz. Öğrenmemiz gereken şey; bedenimizi ve zihnimizi en güçlü ve en yararlı biçimde harekete geçirmek ve kullanmaktır.” (Anthony Robbins)

“Allahü Teâlâ’nın ilk yarattığı şey akıldır.” (Hz. Muhammed)

Akıl, doğru ile yanlışı birbirinden ayırmaya yarayan nurdur, bir lütuftur. Tasavvuf dilinde aklın çeşitli ayrımları ve tanımları vardır:

Akl-ı evvel (Kalem-i a’lâ): Allah’ın yarattığı ilk varlık, ilk sebep. Maddî olmayan, fakat maddenin kendinden doğduğu ilk varlık!

Akl-ı kül: Akl-ı evvel’den sonra gelen bir derecedir. Yüce Allah’ın zat âleminden ilk tecellisi olan, diğer âlemlerin kendisinden zuhur ettiği ilk yaratılan nur!

Akl-ı meaş (Geçim aklı): Dünya işlerini, maddî meseleleri yürütmeye yarayan, dünya hayatına dönük akıl.

Akl-ı mead: İnsanı, yaratılışının hikmetini ve bu hikmete göre varacağı son aşamayı araştırmaya yönelten akıl.

Akl-ı faal: Aktif akıl, işleyici, yaratıcı akıl; eski felsefeye göre, Allah’tan sudur ederek (ortaya çıkarak) maddî varlığı meydana getiren ve akıllar mertebesinin son halkası olan akıl.

Akl-ı müstefad: İslâm filozoflarına göre, peygamber ve hakîmlere has olan, akl-ı faal sayesinde eşyayı ve bütün hakikatleri olduğu gibi bilme melekesi.

Akl-ı mutlak: Yüce Allah’a mahsus olan noksansız akıl, aklın cevheri, kendisi.

Günlük yaşantımızda karşılaştığımız her konuda, aktif ve bilinçli bir duruş sergilemek zorundayız. Düşüncelerimiz durduğu anda duygularımıza, hayallerimize ve özlemlerimize güç veren sistem çökmüş demektir ki, bunun anlamı mutsuzluğu kendi irademizle çağırmış olmaktır. İsteklerimize ulaşmak için özgür bilincimizle bilinçaltımıza olumlu ve güzel şeyler fısıldarsak ve o isteğimizin, dileğimizin arkasında bütün gücümüzle durmayı becerebilirsek, bütün güzellikleri karşımızda bulacağımızdan emin olabiliriz! Yeter ki, önce Yüce Yaratıcımıza, sonra da kendimize kuşku duymadan güvenelim, aklımızı kullanalım ve her konuda fikir yürütmekten geri durmayalım.

Saygılarımla

Gazanfer SANLITOP